Bir rüyadan nasıl uyanılır yada bir uykuya nasıl dalınır?
İnsan inanmak istediği yalana ne de kolay kanabiliyor; bir gerçeğe inanmak bile bazen yorucu olabilirken hemde...
"Dikkat kırılır" dedim diye mi kırdılar?
Kırılmaya çok müsaitti ya da harbiden şiddetli bir darbeye maruz kaldı şu yüreğim.
Kuralları ve sınırları bellidir hayatın... Düşme hakkın yoktur bir 100 m olimpiyat koşusunda.. Bunun mesafe ile bir ilgisi yoktur.. Sürekli koşuyor olma gerekliliği ile alakalı. Maraton da koşabilirsin koşmak istediğin sürece... Ve sonuncu olma ihtimalinde vardır. Fakat en azından bitirmelisin maratonu.
İnsan olmanın gereği olarak öncelik sırası sevişmekte değil fakat sevmeyi öncelik sırasında başa koyarsak, her zaman bir çuval inciri bok etme eylemini, taktire şayan bir şekilde gerçekleştiriyoruz. Aslında bu eylem, istem dışı gerçekleşiyor ve bir eylem demek yerine "marifet" demek sanırım daha doğru olur.
Sevmenin sevene bile yetmediği bir dünyada insanlar: sevenler, diğerleri ve seviyormuş gibi yapanlar diye ayrılırlar. Hangisi daha acınası biliyorsun... Dürüst ol: sen hangisisin?
Mutluluk zannedildiği kadar "zor ulaşılan, kolay kaybedilen" bir şey midir gerçekten de?
Sevgi bir mağduriyet kaynağıdır. Sadece, yürekli insanların yüreklerinin kocamanlığı kadar taşıyacakları, çekecekleri, yaşayacakları, artık sahibi olacakları bir mağduriyet...
Birisini sevmek: pardon ama bu cümleyi tamamlamayacağım.
"Birisinin seni sevebileceğinden daha çok onu sevmek" ya da "birisinin seni sevemeyeceği kadar onu çok sevmek"; işte, ölçüsüz, miktarsız, sonsuz, yani "çok" kadar çok acı yaratır bünyede...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder