Olmasını istemesen de olan ve istesen de olmayan şeyler... Bu şeylerin oluşturduğu sancılar. Bu sancıları bir şeylere atfetmek gerekli.
O zaman; Dünya'da olan iyi ve güzel her ne varsa. Yılmaz Erdoğan şiirleri ve Ahmet Kaya şarkıları.

Bir Çıldırışın Öyküsü


Bu yazı 2009 güzünde kaleme alınmış olup 2010 baharında tamamlanabilmiştir. Ne kadar çok diyeceğim olduğuna dair bir delil niteliği taşımamaktadır ve içerisindeki her şey gerçeği yansıtmaktadır. Derlenmesi koşuluyla, başyapıtım olabilir.

orada, senin çarmıha gerilişini izleyenler, sabah gözlerini açtıklarında senin gördüğün şeye bakmıyorlardı. görmezler seni ve içindekileri. toprak cömert olsada bastıkları yerler merhametsizdir. çok şaşırırsın aslında limonun portakaldan daha çok şekerli olduğuna. aslında hep şaşırısın ama işte hayat bu kadar basittir aslında. 

bir hastanın, bir doktorun yazdığı reçeteyi okuyabilecek eczacı bulamamasının ne demek olduğunu anlamış olacaksın cümlenin sonunda ki nokta işaretine baktığında.

zar tutmayı öğrenmek gerekli iyi tavla oynayabilmek için ve zarları atmadan önce elinde ki zarlara bakan bir adama yenilmeyi kendime şeref sayarım. yenmek bir meziyet değildir, meziyet yenileni alçaltmamaktır. meziyet hile yapmadan yenilmek ve yenilmektir. hayat, yenmek veya kazanmakla çokça ilintili bir haller topluluğudur.

* * *

en sevdiği parça çalıyordu arkada... ve birden sanki başına dünya devrildi; ya bu aşk burada bitmezse?

uzamanların dışarı çıkılmamasını tembih ettiği güneşli günlerde illede sokağa, arkadaşlarına koşan çocuklar gibi; yanlış zamanda, ve talihsizliğim bu ki yanlış yerde ve yanlış kişileri sevmeyi becerdim.

ölmeyi talep edecek kadar cefa çekmemiş kişilerin ölmeye hakkı yoktur tanrı nezninde.. ölemiyor oluşumun tek sebebi bu olmalı. bu bir gereklilik. hayatın anlamlı olması gerektiği gibi bir gereklilik. feryadı figan ediyorum olabilir ama ruhuma bir reçete yazmakla meşgulüm şu anda. boş kelamlarla harcayacak ne vaktim vaktim ne de müsvehtem var.

önce reçete sonra tedavi.

tedavisi nasıl olacak bilmiyorum ama öncesi çok sancılıydı. bundan gerisi kolay, reçeteye ihtiyacım olduğunu fark etmekle işe başlamış sayılabilirim bir ortaçağ diyarında; bir şaman edasıyla. daha ne olabilir ki başka.

bir kadehe dolamayan, şişeye olan ve ne zaman biteceği belli olmayan mahkumiyeti devam etmekteki bir zerre şarabın burukluğunu yaşarım.

erkekliğin, penis boyu ile doğru orantılandığını sandığım zamanlarda, "keşke başka yerde başka zamanda tanışsaydık" demesi, afetim olacak olan, içimdeki o, kıvılcımı çakan cümle oldu.. oysa insanlarımı nefrete göre sınıflandırdığım hayatımda, "hiç bir zaman tanışmak istemeyeceğim şahıslar" listemde yerini en başta alıyor.. "hayatın anlamı ne" diye sorsalar ilgili kişiyi göstermem ama "sev" hecesinin alacağı herhangi bir ek ile oluşacak olan kelimenin içinde geçtiği, bir soru cümelsi yöneltilmesi durumunda, vereceğim cevaptır kendisi. artık pek fazla şey hatırlamıyorum kendisi ile ilgili.. adı, en sevdiği şarkı, en sevdiği meyve, ayakkabı numarası, 38(!), gözleri tabi bir de.. gülüşü, parmakları, burnu.. her ne kadar bir kıza küfür etmeyi yakıştıramasamda en sevdiğim halinin küfrederken ki hali olması. gerçketen. unuttum ben onu. bunlarıda unuturum... bunları hala hatırlıyor olmamın bir sebebi var; sizi temin ederim, en azından artık sevdiğim için hatırlamıyorum. artık onu kabuslarımda görüyor olmamam delildir bu dediğime.

* * *

bazı insanları gözümüzde büyütebiliriz... onlar için endişelenebiliriz, onlar adına heycanlanabiliriz. bu sadece olmasını istediğimiz için olan bir şey; gerçekte olan ise, genelde bu değildir. yani kısacası, insan kendisini kandırır ve bunu yapmayı çok sever.

bu satırları herkes fark edebilir ama bu şekilde dile getirmemin nedeni egomu tatmin etmek istiyor olmam.

ve bir insana bir iyilik yapmak o bunu istediği sürece gerçekleşebilir; aksi taktir de sadece günah işlemiş olursunuz.

* * *

çaressizliğiminin nedeni affedemiyor oluşum; affedilmeyi kabul etmeyen birisini nasıl affedeceğimi bilmiyorum. affedilmeyi kabul edemeyen birisini nasıl affedeceğimi bilmiyorum. tanrı ile hesaplaşıyorum işte; o beni nasıl affedeceğini biliyor mu acaba?


* * *

istemediğim yerlerde de tanırının olması ve -istesem de sevmeyen kızların durumu ile çakışan bir sonuç olarak- istemesem de seven bir tanrı.

* * *

erkeklerin kompleks düşündüğünü sanan kızların salak olduğunu düşünüyorum. evet... her fırsatta kendine ve çevrendeki -sana yakın olan- insanlara sorduğun sorunun cevabı; evet, o çocuk senden hoşlanıyor. Yada(!), senin gıyabında, "gideri var" deyip, senden onu orgazma ulaştırmanı bekliyor.

* * *

artık hayat normal. insanlarda... eskiden yapamayacağım şeyler varken, pek çok şey isterdim; şimdi aklıma gelen her şeyi yapabilecekken, yapmak istediğim, sadece, tek bir şey kaldı. bu yüzden şanslı sayıyorum kendimi. Vehbi Koç bunu hissetmek için harcayamayacağı kadar çok servet kazandı; benimse "sahibiyim" diyebileceğim hiç bir şeyim yok. -biraz sisteme karşı sitem içerecek bu cümle (!)- orada olan herkese benden bir adet altın yumurtlayan kaz: ve ahmet kaya'nın ruhu şad olsun tabi ki.

* * *

Babamı, adem babamı, ve tanrımı affedemiyorum. sevgiyi öğretirken nefretide öğreteceğim kendi çocuğuma. ve hiçbir şeyden nefret etsine yetemeyecek kadar çok seveceğim onu.

* * *

bu aşkın burada bitmesinin ön koşulu bir "bahtiyar" sitemine sahip olmamam.

elimde olmayan şeyler arasında yer alan bu meziyetten dolayı seviyorum... nefretten yoksun birisi değilim; zira, nefret ettiğim şeyler, -ki buna bende dahil olmak üzere- insanlar için pek kıymetli şeyler. -baba, adem baba, tanrı.- değerli ne varsa ve değer sahibi olacak kadar mühim ne varsa...

* * *

"seni sevmeyi eskisi kadar sevmiyorum" ve ya "sevmeye engel acılarım var benim" gibi bir cümle kurma sırası bana geldiğinde "seni seviyorum ama ne unutabiliyor ne de affedebiliyorum" diyeceğim...

* * *

evet. unutamıyorum. hatırlıyorum o günleri. seni sevmiyorum dediği ve artık hiç bir şeyimsin dediğim zamanları..

* * *

"bir daha ki sefer." son sözüm, sadece bundan ibaretti ve, aslında; bir daha, bir sefer olmayacağını söylemek istedim. faresi ile oynamaktan mutlu olan ve farenin daha canının çıkmayacağını zanneden tekir, durumu kavrayamadı daha. ama olsun, er yada geç kendisi bir hesap verecek. düşünmek kolay değil ama çaresizlik zihni, gereğinden fazla düşünülen şeylerle dolduruyor. genelde bir kızdır.. bellidir hangi kız olacağı.. eğer o kız değilse, başka bir şey deşünülür.. diğer kız mesela..

* * *

kalmak istemediğim, gitmek istemediğim, dönmek istemediğim, yani kısaca olmak istemediğim yerler ve zamanlar oldu ama şu uzay/zaman'da, beni bekleyen bir yer olmamıştı. daha önce; öyle olur olmadık şeylere heyecanlandığım çok olmuştur fakat; beni böylesine heyecanlandıran bir şey olmamıştı.

* * *

benim yorgun gönlümde bir tek senin aşkın var..

* * *

öyle olur olmadık şeylere heyecanlandığım çok olmuştur fakat; beni böylesine heyecanlandıran bir şey olmamıştı. hala alışamadım bu işe. hala yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor kalbim.

* * *

Yerde ve gökte; kaf dağında dahi arasanız bulamayacağınız şeyler vardır.. Mutluluk gibi, huzur, sevgi gibi şeyler... Kısacası, paranın dahi satın alamayacağı şeyler... Bunların hepsini birden, adeta zembille sunar gibi, bana veren güzel insana, o yüce "kadın"a sonsuz kere teşekkür etmeyi elbette isterim. Fakat onun mütevazi yüreği "teşekkürler" gibi tek bir kelimeye dahi razı geleceği için, ihtişamlı sözcüklerden soyutladığım bir cümle kurmak istiyorum. o kadın: yani; kadınım, her şeyin daha fazlasını ve her şeyin en iyisini hak ederken yapabileceğim pek bir şey yok.. elimden gelen şeyler sınırlı.. ona sarılamıyorum bile.. elinden tutamıyor; beline dolanamıyorum... başını yaslamak istese siğnemi açamıyorum... ağlasa, gözyaşlarını silemem bile. aramızda olan kilometrelere rağmen yüreklerimizin bir artığını hissedebiliyoruz.

iyi ki varsın, seni seviyorum.

* * *

bir aşkın ne zaman geleceği ve bir başka aşkın ne zaman gideceğini bilemiyor olmamın sancılarını çektiğim çok olmuştur.

* * *

yılmaz erdoğan usulü sitem ediyorum; ahmet kaya usulü adalet, nazım hikmet usulü özgürlük istiyorum ve yiğit bulut usulü ünlem veriyorum hayata.. seviyorum seni en yalın ve en saf halimle... çokça seviyor ve bolca özlüyorum seni 'Pınar.

* * *

kendi bekasını cebinde ki parası ile sağlayan; karizması ve kudreti para ile doğru olan insanlar, bence acınası haldeler.

* * *

gidemediğim yerlerin uzaklığı değil, gidebildiğim yerlerin yakınlığı üzer beni.. sevinirim bazı yıldızlı gecelerde,

* * *

sanırım ben bir sapkınım. keşke bir sapık oslaydım.

* * *

daha önce tanrının bir hediye vereceği aklımın ucundan bile geçmezdi.

* * *

öyle olur olmadık şeylere heyecanladığım çok olmuştur ama beni böylesine heycanlandıran bir şey olmamıştı.

* * *

öyle olur olmadık şeylere heyecanlandığım çok olmuştur fakat; beni böylesine heyecanlandıran bir şey olmamıştı. hala alışamadım bu işe. hala yerinden fırlayacakmış gibi çarpıyor kalbim.
böyle olur olmadık şeylere kolay koaly üzülmem ve daha önce beni böyle ölesiye üzen bir şey olmamıştı.

* * *

7.1.2013

Bıraksalar şuracıkta kalacaktı hayallerimiz ve sevdalarımız.
Sanrıların ve sancıların hamallığını yapanlardan şikayet duyamayız.
Kadim dostlar beridedirler hep ama hep oradadırlar.
Serzenişe bürünenler sadece hayata gafil kalanlardır.
Yoruyorlar... Acıtmaktan da kırmaktan da bıkmıyorlar.
İşin elim yanı bunlardan zevk de alabiliyorlar.
Şirazesi kaymış feleğin
ve adalet kantarının topuzu kaçmış.
Ömürler amansızca ve hayasızca tüketilmekte.
Bu serzenişim niye?
Kimedir bu sitemlerim Rabb'im?
Yok mu bir çare?
Bi'çare birisine benziyorum diye mi her şey?
Aaaah ah!
Aşklaşacaktık bir bahar bir kovukta.
Sevecektik.
Sevişeceltik.
Müsamaha etmiyorlar yaşamamıza.
Biz ki
özgür
asi
cömert ruhlar
müsade istemezdik sevmek için!
Biz de bilirdik "sevdanın izni olmaz".
Yaşarken gamsız
severken ayarsız adamlar artık kalmadı pek.
Bu ömür de tükenmekte, sevişmemek için zamanım kalmadı.
Merhaba karınca.
Merhaba güneş ve ay.
Merhaba rüzgar.
Ve uçan güzel kuşlar.
Size de merhaba güzel kadınlar.
Bu merasim hepimize.

2 yorum:

  1. "öyle olur olmadık şeylere heyecanlandığım çok olmuştur fakat; beni böylesine heyecanlandıran bir şey olmamıştı." bu,kaçıncıydı?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. tabi o zamanlar, kayda değer pek bir şey yaşamamıştım..

      Sil