Beni bu yazıyı yazmaya dürten somut bir kavram değildi. Bu yüzden, düşsel bir ürün yaratmadaki sancılı süreç bu yazım tamamlana kadar sürdü ve temennim okumanız bittikten sonra sizi ziyadesiyle tatmin edebilmektir. Türkiye'deki teknoloji kullanımının bir eleştirisidir.
Hiç bir bağlayıcılığı yoktur.
Teknoloji, sanıldığı gibi "insanoğlunun gereklerine uygun yardımcı alet ve araçların yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve yetenekler"* değildir. Teknolojiyi doğru kavramamız gerekli. Teknoloji aslında bilginin daha kolay üretilmesini ve işlenmesini sağlayan bilgi ve yeteneklerin bütünüdür.
Bu ifade biraz kafa karıştırıcı olabilir fakat şöyle düşünebiliriz: teknolojinin ilerlemesi parabolik bir artış gösterir... Teknoloji ne kadar ilerideyse, teknolojinin gelişmesi o kadar hızlı olur. En kaba haliyle formülize edecek olursak "bilgi=teknoloji". Elbette burada bir takım değişkenler vardır, bilgiye sahip olan kesim, bilginin kullanılışı, bilginin verimliliği... Bu ifadedeki "bilgi" sözcüklerinin yerine "teknoloji"yi yerleştirirsek, pratikte yansımasının olduğunu görürüz.
Teknolojiyi doğru irdelememiz gerekli. Bilim toplumu olan ülkeler, gelişmiş ülkelerdir. Ülkeler geliştikleri için bilim toplumu olmuşlardır. Bir paradoks aslında. Fakat, Türkiye'nin Mars'a insan gönderme projesini hayal dahi edemeyecek konumda olmasının nedeni bunu algılayamıyor olmamız. Çok ilginç bir şekilde, bu toplumumuzun dinamikleri arasında yer almıyor. Durup düşünen herkesi kederlendirecek portrelerle karşılaşmamız çok olası. Kısa bir süre önce gerçekleşen bir olayı örnek vereyim: Alex'in Fenerbahçe'den gitmesi ülkeyi bizim dış politika felsefemizden daha çok ilgilendiriyor. Biz bu kadar spor sever bir toplum değiliz. Hatta biz fanatik değilizdir, azımsanmayacak bir kısmımız holigandır.
Toplum nezninde bu dinamiklerin farklılıkları, aydın kesime bol karın ağrılı geceler sunmaktadır. Teşekkürler Türkiye... -Demeden edemedim.-
Teknoloji, bir sürecin ürünüdür. Bu süreç; bilimsel yöntemin ilk basamağı olan sorunun/ihtiyacın tespiti ile başlar, ürünü -teknolojiyi- elde etmek ve elde edilen teknolojiyi kullanmak ile biter. "Teknolojiyi üretmek", "teknolojiyi satmak", "teknolojiyi satın almak" ve "teknolojiyi kullanmak" eylemleri birbirleriyle her ne kadar ilintili olsalarda farklı sikletteler. Şöyle ki; para sahiplerinin teknolojiyi satın alması ya da alabiliyor olmaları her zaman teknolojiyi verimli bir biçimde kullanabildikleri/kullanabilecekleri anlamına gelmez.
Demeye çalıştığım şey, teknoloji bir ürün değildir. Bunu idrak edebildiğimiz zaman teknoloji üretmeye başlarız. Teknolojinin bir alışkanlığı yoktur fakat siz teknolojiyi tüketiyorsanız bir alışkanlığınız vardır.
Burada bir tartışmayı başlatmamız gerekli. Biz ülke olarak, teknolojiyi üreten bir ülke miyiz; kullanan bir ülke miyiz; yoksa, tüketen bir ülke miyiz?
Karın ağrımı, zihinlerde daha somut bir hal alması için, Türkiye'nin bir an önce üzerine eğilmesi gereken sorunlarından bir tanesini ele alarak örneklendirmeye çalışacağım.
İşletim sistemi.
Hemen herkes işletim sisteminin ne olduğunu biliyordur fakat yine de tanımlamak faydalı olacaktır: İşletim sistemi, "bilgisayarda çalışan, bilgisayar donanım kaynaklarını yöneten ve çeşitli uygulama yazılımları için yaygın servisleri sağlayan bir yazılımdır".*
İşletim sistemi, büyük ve ya küçük, bütün elektronik makinelerin ihtiyacıdır. Bu, bir kol saatinden tutun da savaş uçağına kadar her şeyin içinde olan bir öznedir. Sizin bilgisayarınızda işletim sistemi olmasa bu satırları okuyamazdınız ve dünyanın en iyi donanımına sahip olsaydınız bile kasanızın değeri bir kaç gram bakır aliminyum ve bazı diğer madenlerin hurda fiyatı kadar olurdu. İşletim sistemleri, iletişimde yadsınamaz bir rol üstleniyorlar. Bunun ivedilikle farkına varmamız gerekiyor. Bunda bir bağımlılığımız olmamalı.
Bu kabul edilemez bir durum olmalı. Fakat her şeyde olduğu gibi bu konuda da kesinlikle birilerinin cebine giren olduğu sürece pek mümkün değil.
Bir elektronik marketi olan Teknosa'nın facebook.com üzerinden yaptığı bir anketin görüntüsünü görmektesiniz yanda. Bu, bilinçli bireylerin hayıflanacağı bir portredir. Ankete göre;
99 kişi Windows8
830 kişi Windows7
21 kişi WindowsVista
134 kişi WindowsXp
33 kişi MacOsX
17 kişi Linux
8 kişi Pardus kullanıyor. ( Sonuçlar anketin son durumu değil.)
Biz Microsoft'un bağımlısıyız. Biz teknoloji satın alıyoruz. Bizim teknolojiyi tüketme alışkanlığımız var. Ne kadar hazin bir durum... Biz ne zaman, teknolojiyi prestij kaynağı olarak görmekten vazgeçersek, işte o zaman gelişmişlikten, muassır medeniyetlerin seviyesine ulaşmaktan bahsedebiliriz.
Yeri gelmişken son söz olarak belirtmek istiyorum: Siz bilgisayar alırken size Microsoft lisansı da satılıyor. Bazı şirketler satış esnasında bunu soruyor fakat çoğunlukla bu tüketicinin tercihine bırakılmıyor, dayatılıyor. İşletim sistemini almak istemediğinizi belirtirseniz, işletim sisteminin o gün ki satış fiyatını bilgisayarın fiyatından düşme hakkınız var. Bu da şu demek oluyor, 1500 liraya bir bilgisayar alsanız en az 150 lirasını geri alabilirsiniz. Daha detay isteyenler internette biraz araştırma ile işletim sistemi iadesi hakkında daha ayrıntılı bilgilere uşalabilirler.
Pek kıymetli eleştirilerinizi okuduktan sonra sunarsanız, yazımı iyileştirmeye ve daha verimli hale getirmeye çalışacağım. Olumlu olumsuz her eleştiriye açığım dememe gerek yoktur sanıyorum. Hatta uzun uzun oturup bir şeyler içerken tartışadabiliriz. Buraya kadar zaten okumuşsanız bana tahammül edebildiğinizi var sayıyorum. :) Özellikle de Bülent Alten'e ve Metin Demirel'e buradan açık bir davet sunuyorum. Bir de eleştirilerinize ek olarak gözden kaçırdığım yazım yanlışlarımı bildirirseniz size dahada bir minnettar kalırım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder