Sen, sevmek eyleminin bünyemde zuhur eden en naif halisin.. Kudretli bir şamanın ölümsüzlük büyüsü gizli sanki çehrende.. Bir bilge hekimin şifalı merhemine bulanmış ellerin, dokunuşun bütün ben'i iyi etmeye yetiyor.
Karanlıktan, yalnız kalmaktan, yükseklikten, arıdan, sevmekten, sevilmekten, başarısızlıktan... Yani irili ufaklı korkulacak ne varsa, hepsine birden kazandığım bağışıklıksın. Hani, "sen olmasan ne olurdum acaba şimdi?" diye sorma nedenimsin. Yani, kendime sormadan edemiyorum, sen olmazsan ne yaparım?
Bir isyandır sevmek ve bildiğim en kapsamlı bir isyan seni sevmek. Elimde avucumda olan olmayan ne varsa ortada. Yalanlarımdan arda kalan ne varsa..
Hüzne bulanmış gerçeklerim, kırıklarla dolu, kırılabilecek yeri kalmamış olsa da hala kırılmaya müsait bir yürek var şu iri bedenin içinde..
En derinden gelip bir çırpıda gidecek, dudaklarımdan dökülmeye meyilli, bağıra bağıra söylenmeye hevesli bir çift söz..
Seni seviyorum.
Zarif bir tebessümden ibarettir aşkların ilk kıvılcımları. Kendine geldiğinde bi bakarsın ki çoktan yanmışındır. Arada koca bir boşluk vardır zihninde. Tıpkı "sarhoştum hatırlamıyorum" masallarında olduğu gibi.. Olmadık şeyleri hatırlarsın, olması elzem olan şeyleri hatırlayamabilirsin. hatırlamak istedikçe sancınların şiddetlenir, sanrıların galip gelir verdiğin o mücadelede ve bir kaosa sürüklersin bendinini. Korkma, çok sürmez. Çekeceğin fiziksel sancılar ne olursa olsun hissedeceğin şiddetin süresi sadece sekiz dakika.. Gerisi tamamen düşsel sancı. Fizyolojimiz müsaade etmiyor yani, bir yerden sonra metabolizmamız yoruluyor. Sevmeye elverişli değil yani bedenlerimiz. Ama icabında, en kallavi acıları en kusursuzlukla çekebiliyoruz enteresan sayılabilecek bir biçimde. Acı çekmeyi çok istesekte bunu gerçekten beceremiyoruz. Ama bilincimiz bizi tatmin etmek uğruna, muazzam, hatta eşsiz bir beceri ortaya koyarak acı çekiyormuşuz gibi hissedip bundan devasa hazlar alabilmemizi sağlıyor.
-dili geçmiş zamanlarda hatırladıklarının çoğunu "keşke" ile birlikte zikredersin ve kendinin yalın haline hayıflanırsın. biraz içlenirsin..
Bir bakarsın ki avcunda olan şeyler, sende olan şeylerden fazlası değildir. Yani sırtında yük diye taşıdığın hasır küfenin içi aslında boştur. Bir bakarsın kendine.. Bir bakarsın zatına.. Bir bakarsın batına.. Olmasını istediğin şeyler senden çok uzaktır. Bir cam kırığı, bir cam kesiği gibidir gelecek senin için.
Bir anlam bütünü çerçevesinden baktığın sürece, hayat sana hep anlamsız gelecek. Bu bir tesadüfün berisinde olan bir şey. Boş ver.. Yolda gördüğün ama izlemediğin o pandomim ustasını düşün. Bir önceki cümlenin burada geçme nedeni biraz da pandomimi seviyor ama beceremiyor oluşumdandır.
Yılmaz Erdoğan yanılıyor. Ya da belki o öyleydi.. Oysa ben beni tarif ederken, "yoksuldum ama hiç yoksun olmadım!" diye haykırırım en zifiri karanlıklarda dahi.
Yinelemek gerekirse, bilmeyen kalmasın diye söylemek gerekirse, bir gereklilik şart değilse bile, kısacası, söylemek gerekirse, ben seni seviyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder