En çok neye ihtiyacımız varsa bi tek onun eksik olması ve bunun aklımızdan çıkamıyor oluşu; zihnimizin bilincimize muntazam bir ciddiyetle oynadığı ve oynarken de muzip çocuklara has o masum zevki alıyor oluşundan daha ciddi bir oluş hali sayılamaz. Bu; mecburiyetin ötesinde, özenle seçilmiş ve nizam dahilinde dizilen sözcüklerin oluşturacağı anlamsızlıklar bütününün afyonu sayılır. Ortada olan tüm bu gerçeklerin hem suistimal hem gözardı edilebilecek bir enstantene ayarında olması; hayatın bize sunacağı bir tesadüf yada belki yaratıcının bize bahşettiği cömert nimetlerinin kanıtlarından bir tanesidir.
Hep derim, Tanrı ne istediğini bilmeyen, yalnız ve şımarık, bir çocuk... Bizimle bahçesinde oynuyor. Eve almıyor bizi. Çünkü biz, dışarıda bırakılması anne tarafından tayin edilen, her şartta var olabilen fakat içerisi kadar temiz olmayan oyuncaklarız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder